Salı günü Meclisteki gurup toplantısında
DEVA Partisi’nden istifa eden
İrfan Karatutlu, CHP’den kesin ihraç
istemiyle PM’ye sevk edildikten sonra
istifa eden Hasan Ufuk Çakır ile
geçen yaz Gelecek Partisi’nden istifa eden
Bağımsız İstanbul Milletvekili İsa
Mesih Şahin, AK Parti’ye katılmış.
Hasan Ufuk Çakır, rozeti takıldıktan sonra
yaptığı konuşmada, "İki başkomutan var;
biri Gazi Mustafa Kemal Paşa biri de
Türkiye Cumhuriyeti'nin başkomutanı
Recep Tayyip Erdoğan.
Selam duruyorum kendisine" demiş.
Çakır'ın AK Parti'ye geçmesi CHP'de
tepkiyle karşılanmış. CHP Grup Başkanvekili
Ali Mahir Başarır da, Çakır'ı aday gösteren
Kılıçdaroğlu'na vemiş veriştirmiş.
Hasan Ufuk Çakır'ın yaptığı bu hareket
kendisinin CHP'ye duyduğu duygusal tepkinin
bir sonucu olabilir.
Çok da önemsenecek ve abartılacak
bir tarafı yok gibi.
Ali Mahir Başarır'ın tapkisi de çok gereksiz.
Kendi milletvekilinin, Partisinden ihraç
istemiyle neden disipline sevkedildiğini
düşünerek hareket etmeliydi.
Ne yapmış Hasan Ufuk Çakır? Bir CHP
Milletvekili olarak parti yönetimini eleştirmiş.
Elbette bir milletvekili gördüğü yanlışları
söyleyecek ki parti, politikalarına yön versin.
Erdoğan'ı sürekli tek adamlıkla suçlayan ve
her fırsatta onun diktatörce bir yönetim
gösterdiği yalanını yayanlar, kendi içlerinde
en ufak bir eleştiriye bile tahammül edemiyorlar.
Akparti'ye hakaret edenleri baştacı ederken
her şey iyiydi değil mi?
İki yüzlülük ya da çifte standart dedikleri
bu olsa gerek...
Milletvekillerinin seçildiği partiyi
bırakarak, başka bir partiye geçmesi,
genelde tasvip edilecek bir şey değil.
Bu tür geçişler daha çok küçük partilerden
bağımsızlardan olmaktadır.
Bir milletvekilinin muhalefet partisine
geçmesi alkışlarla karşılanırken,
başka bir vekilin iktidar partisine yönelmesi
aşırı tepkilere neden olmamalıdır.
Her ikisini de tasvip etmemek, ya da
her ikisini de normal karşılamak lâzım.
ifte standardımızı her yerde gösteriyoruz ki
ki bu olaylara tarafsız bakamadığımızın
çok net bir göstergesidir.
Hatırlanacağı gibi son seçimlerde
"Altılı masa" adı altında Erdoğan karşıtı
bir söylemle toplum iyice kutuplaştırıldı.
Kılıçdaroğlu liderliğindeki cephe,
"ne olursa olsun, yeter ki bize oy gelsin"
düşüncesiyle herkese kucak açtı.
Evet liste CHP'nin listesiydi, oy verenler
CHP taraftarıydı ama, seçilenlerin gönlünde
nasıl bir hayal vardı, bilemiyoruz.
O yüzden bu şekilde seçilip başka bir partinin
bayrağı altında toplananların, sonradan
şu veya bu partiyi seçmeleri, o kadar da
abartılmamalı sanki.
Nitekim CHP listelerinden seçilen
emanet isimlerin kendi partilerine
dönmesinden sonra CHP Meclis'te
130 milletvekiliyle temsil ediliyordu.
Şu anda listeye baktığımızda
CHP'nin milletvekili sayısı
138 olarak görünüyor.
Demekki sonradan 8 milletvekili
CHP saflarına katılmış.
Ne yani? Şimdi kızalım mı, üzülelim mi?
NÜFUSUMUZ DÜŞÜYOR MU?
Ülkemizin çok genç bir nüfusa sahip olduğu
Avrupa ülkelerinde yaşlı nüfusun çokluğu
gibi konular eskiden çok konuşulurdu.
Bir taraftan doğum kontrol yöntemleri,
bir taraftan artan ekonomik zorluklar,
diğer taraftan küreselleşen dünyada
insanların bireysel olarak kendilerine
daha çok dğer verme alışkanlıkları,
doğum oranlarını olumsuz yönde etkiledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı
Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye’nin
doğurganlık hızının 2001 yılında 2.38 iken
bugün 1.48’e gerilediğine, bu oranın
nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2.1’in
oldukça altında olduğuna dikkat çekmiş.
Bu durumda Birleşmiş Milletler’in çok düşük
senaryosuna göre mevcut eğilimlerin
sürmesi halinde nüfusumuz 2100 yılında
25 milyona, TÜİK’in düşük senaryosuna göre ise
54 milyona kadar gerileyebilirmiş.
Ülkemiz için, alarm zilleri çalmaya başlamış
sizin anlayacağınız. Şu anda
evlerimizin yarısından fazlasında (% 57)
18 yaş altımda çocuk bulunmuyor,
yani artık çocuk sesi duyulmuyormuş.
Bir zamanlar çocuk yapılmasın diye,
uğraş veren bir ülke iken, şimdi çocuk sahibi
olalım diye özel gayret göstermemiz gerekiyor.
Aslında uzun zamandan beri bu konuya
önem veren ve dikkat çeken cumhurnaşkanımız
herkesin en az 3 çocuk sahibi olması gerektiğini
ifade ederek teşvikte bulunmuştu.
Ancak ekonomik şartlar bu arzunun
yerine getirilmesine imkân vermiyor.
Gezi olaylarından itibaren bozulan ekonomik düzen
ve istikrarsızlık ülkeyi o hale getirdi ki,
bir tarafta gerçekten hali vakti yerinde olanlar
hayli çoğaldı. Koylar teknelerle dolu.
Sokaklarda araba koyacak yer yok.
Lokantalar, cafeler tıklım tıklım.
Emlak konutun yaptığı lüks evler, villalar
alıcı bulmakta hiç zorlanmıyor.
Ama asgari ücretle geçinmeye çalışanlarla
emekli maaşına bağlı bir kesim de gerçekten
perişan vaziyette, açlık sınırının altındalar.
Erdoğanın hedefi herhalde ülkeyi topyekün
kalkındırmak, böylece kişi başına nilli geliri
belli bir seviyenin üstüne çıkararak
her vatandaşın rahat yaşamasını sağlamaktı.
Ancak Türkiye ekonomisine
Gezi olaylarıyla başlayan müdahalenin izleri
silinemden pandemiyle sarsıldık.
Bütün dünyayı etkileyen bu belanın ardından
11 ilimiz depremde yerle bir oldu.
Yaşadığımız felaketler inanılır ve katlanılır
gibi değildi. Beklenmedik şekilde bu felaketlerin
altından kalkmayı başardık belki ama,
dar gelirlilerin daha da dara düşmesi nedense
bir türlü önlenemedi. Oysa tüm bu olanlara
rağmen genelde belli seviyenin üstündekiler
daha da iyileşti. Böylece hiç arzu etmemesine
rağmen hükümet zengini daha zengin, fakiri
daha fakir hale getirmiş oldu.
Buradan çıkarılacak sonuç aslında zenginlerin
görevini tam olarak yapmadığıdır diyebiliriz.
Resmi görev olarak vergi ödemesi,
İslâmî görev olarak zekât vermesi,
insanî görev olarak fakirlere yardım etmesi
gereken ve beklenen üst kademe, belli ki
zenginleştikçe manevi duygulardan uzaklaşıyor.
Elbette bunun çaresini Hükümet bulmak zorunda.
İSTANBUL HAVALİMANI
Gezi olaylarında ülkeyi perişan eden
göstericilerin isteklerinden birinin
ne olduğunu hatırlıyor musunuz?
"İstanbul Havalimanı yapılmasın" diyorlardı.
Yapıldığı günden beri gururumuz olmaya devam eden
İstanbul Havaalanı, 2025 yılında sergilediği
üstün performans ve güvenilirlik sayesinde
‘en dakik havalimanı’ seçilerek
Platin Ödül’ün sahibi olmuş.
16-18 Kasım 2016 tarihleri arasında
Berlin’de dünya mimarları ve tasarımcılarını
buluşturan Dünya Mimarlık Festivali’nde (WAF)
“Gelecek Projeler - Altyapı” kategorisinde,
terminal binası tasarımı ile ilk ödülünü kazanan
İstanbul Havalimanı Projesi, o günden bugüne
çeşitli alanlarda pek çok ödülü
müzesine götürmüş bulunuyor.
Zamanında birtakım çevrelerin neden İstanbul
Havalimanına karşı tavır aldıklarını da
bu ödüller daha iyi anlatıyor gibi...